Blog
Büyük İkilem

Senem Kılıç'ın kaleminden | Senem Kılıç, 19-May-2022 tarihinde paylaştı.

Büyük İkilem

Doğru mu İyi mi? Mutluluk mu Anlam mı?

 

Popüler kültürün hepimizi azar azar zehirlediği bir dönemde sosyal medyanın da körüklediği sanal ve harika dünyalarda yaşıyoruz. Kişiler, kurumlar iyinin en iyisi için birbiriyle yarışır haldeler. En iyisi, en büyüğü, en mutlusu, en harikası için verilen bu büyük uğraş yarışının hepimiz gönüllü, gönülsüz bir parçası olmuşken insan doğasındaki sahip olmak dürtüsünden beslenen devasa ve doymak bilmeyen bir pazara hizmet ediyoruz.

Felsefenin mantık hatalarından biridir bir şey ya iyidir ya da kötü. İçinde olduğumuz dünyaya en çok değeri sunacak olan en iyi midir? İyi olan karar içimizde sinmediyse ya da aklımızla barışmadıysa bu bizim için hala iyi midir? İyi olmayan ise kötü müdür? Bu ikisi arasında bir yerde doğru diye bir durumun da alternatif seçenek olarak var olabileceğini hayal edelim.

Yaptığımız işlerin sonucunda birilerinin mutlu olmasını isteriz. Bu mutluluğun adı kimi zaman beklentidir kimi zaman hayalin ötesidir kimi zaman sürpriz olandır. Mutluluk ortaya çıktı mı başarı ile eş güdümlü kabul edilen bir yere yerleşiverir. Mutlu insanlar, mutlu organizasyonlar, mutlu yönetimler, mutluluk var olduğunda ortaya çıkan hazdır, endorfin salgısını arttırır, serotonin devreye girer derken biz haz içinde yüzen varlıklara dönüşüveririz. Bunun kalıcı olmasını isteriz ve sonraki mutluluk temasını ararız.

Burada herhangi bir problem görünmüyor şayet bu kadar iyiliğin doğurduğu haz içinde yüzerken doğru olan kararları verebiliyorsak. Doğrunun çoğu durumda zaman aldığı bazense hemen ortaya çıktığı, genel olarak iyiyi ya da hazzı arayanlar için uzaktaki seçenek olduğu nadiren hem doğru hem de iyinin kesişebildiği dünyaları yaşıyoruz.

Peki kendimiz ve çevremiz için ideal faydayı ararken yeri geldiğinde tercih edilenin dışında yani daha az iyi olanı seçebilecek iradeli duruşu sergileyebiliyor muyuz? Zor kararları tek başına kalsak bile alabiliyor muyuz? İçimize sinmediğini hissettiğimizde referans aldığımız evrensel bir kabul edilmişler kümesi var mı zihnimizde?

Mutluluk arayışı yerine anlamı aramanın, iyinin hazzı ve konforu peşinde koşmak ısrarı yerine konfor alanından çıkmayı ve belki daha  zor olanı vakur biçimde kabul edebiliyor muyuz?

Öklid’in en sevdiğim sözlerinden biri olan “Bütün, parçadan büyüktür” felsefesiyle bugün önümüzde duran kolay kararı, sonucu değiştirebilecek bütün gözüyle alabiliyor muyuz?

Zihnimizin beynin gelişme sürecinde ortaya çıkan kapasite olduğunu varsayarsak başka durumların olabileceğine inanmak ve her zaman alışkın olduğumuz karar alma süreçlerinin dışına çıkabilmek hem sonucu değiştirecektir hem de zihni bir sonraki farklı kararları alabilmek için geliştirecektir.

Bir hayalimiz var, buna duygusal yatırım yapıyoruz ve adına tutku diyoruz, olayların bizim istediğimiz gibi gelişmesini ve sonuçlanmasını arzuluyoruz. Bunların hepsi beklenti olarak karşımıza çıkıyor. Bir bakmışız ki beklentileri yerine getirmek için debelenip durduğumuz kısır döngülerin içindeyiz. Duygusal yatırımlarımızı nasıl ve nelere yaptığımızı, nelere beklentiler yüklediğimizi ve sonuçlarında neler için uğraştığımızı sorgulamaya değer.

Aldığımız her kararın kalitesi, farkındalığımızı belirliyor. Şayet bakış açımızı değiştirebilirsek aldığımız kararlar da değişir.

Bütün, parçadan büyüktür. İnsan aklındakini değil, önündekini görür.

Doğru kararı ve iş yerinde anlam arayışını zihinlerinizde sorgulamaya bırakıyorum.

 

 

PDF Görüntüle