Blog
Çocuk dostu kentler tasarlamak

Senem Kılıç'ın kaleminden | Senem Kılıç, 22-May-2019 tarihinde paylaştı.

Çocuk dostu kentler tasarlamak


Çocuklar, bir çoğumuzun hayatının anlamı. Gece gündüz nefes almadan çalışıp uğurlarında kendi hayatımızı göz ardı ederken, ''Çocuğumun geleceği iyi olsun da, ben bir şey istemem'' diyebilecek kadar sevdiklerimiz. Sevgi bu denli büyük olunca da, elbette verdiğimiz emek kimsenin gözüne batmıyor. 

Ancak tüm bu sevgimize rağmen çocuklarımızın mevcut durumu ise gerçekten tartışmaya açık. Hiç çocuk işçiler konusuna ya da çocuk tacizlerine girmeyeceğim. Çünkü bu konular bir kaç cümleyle geçiştirilmekten çok uzak ve çok daha ciddi konular. Burada benim değinmek istediğim konu kentlerde, özellikle de büyük kentlerdeki çocuklarımızın gündelik yaşam kalitesi.

Nüfusu 80 milyonu aşan Türkiye'nin 3'te birini çocuklar oluşturuyor. Bu anlamda da en ciddi nüfus dilimini oluşturuyorlar. Nüfus yoğunlukları itibariyle de genel harcamalardaki en büyük payı alacak kesimi oluşturuyorlar. Ancak devlet giderlerine baktığımızda eğitim dışında kendilerine neredeyse hiç pay ayrılmadığına şahit oluyoruz. Yani okul dışında kendilerine sunulan hizmet neredeyse sıfır.  

Sosyologlar ve psikologlar çocukların sağlıklı bir şekilde büyüyerek birey olabilmeleri için mutlaka dışarıda sosyalleşmeleri gerektiğinin altını çiziyorlar. Kısaca geleceğin ruhen ve bedenen sağlıklı bireylerden meydanaa gelen toplumlarının oluşması başta okullardan ve sokaklardan geçiyor. Ancak mevcut kent analizlerine baktığımızda karşımıza çıkan ülkemizdeki çarpık kentleşmeyi ve yüzde 78’lere ulaşmış kentlileşme oranını hesaba katınca geleceğimiz hakkında umutlu konuşmak pek de mümkün değil. Gerçekler ortadayken sorunu görmezden gelmek hatta böyle bir sorunun varlığını bile toplumsal olarak dillendirmemek ise ayrı bir akıl tutulması olarak karşımızda duruyor.  

Peki bu kadar sevmemize rağmen çocuklarımızın yaşam kalitesi neden bu kadar düşük ve gelecekteki toplumuzun temelini atarken hızlı bir şekilde neler yapabiliriz?

Yukarıdaki sorulardan ilkinin cevabı aslında çok basit: Sorunları görmezden gelme, öteleme hatta hiç oralı olmamalı Büyük büyük sorunlardn bir türlü küçün sorunlara sıra gelmemesi. Eknomomi, kalkınma, terör, güvenlik derken bir türlü sıranın insana gelmemesi. Amaç olan insanın zamanla araca dönüşmesi. Rantın ve kazancın her şeyin öününe geçmesi. Maalesef çocuklarımız da doğamız ve hepimiz gibi rant kurbanı. 

İkinci sorunun cevabına gelirsek de, ilk olarak yapmamız gereken oturup karar vermek. Biz ne istiyoruz, nasıl bir gelecek planlıyoruz ve bu noktada geleceğimiz olan çocuklarımız için neler yapmalıyız? Naçizane fikrim ilk olarak çocuk hakları kavramını açıp, tartışarak yeniden içini doldurmamız gerekiyor. Mesela çocuk haklarının sadece eğitim ve sağlık olmadığını idrak edip, özgürce oynayabilmeleri ve sokaklarda güvenli bir şekilde arkadaşlarıyla ya da tek başlarına gezebilmelerinin de bir hak olduğunu anlayabilmeliyiz. En azından arabalarımız için ayırdığımız alan kadar kendilerine yer ayırabilmeliyiz. Kısacası çoğunluğu kentlerde yaşayan çocuklarımıza oynayarak kendilerini geliştirebilecekleri alanlar yaratmalıyız. Kentlerde sosyo-ekonomik ve yasal statülerden bağımsız yalnız çocukların faydası düşünülerek mekanlar üretmeli ve  hizmetlerine sunmalıyız. Hayatı, yasaları ve kentleri tasarlarken çocukların kendi aralarında okul dışında da sosyalleşebilecekleri bir dünya kurabilmeliyiz. 

Bu konuyla ilgili dünya çapında kurulmuş önemli dernekler ve yol gösterici önemli araştırmalar bulunuyor. Bu derneklerden biri de Uluslararası Oyun Derneği. Dernek daha önce yaptığı araştırmalarda çocukların oyun deneyimini belirleyen en önemli çevresel faktörün kentleşme olduğunu belirtiyor. Yani çocuğun gelişiminde oyun, oyunun gelişiminde ise kentlerin önemli rolü mevcut. Kentlerin güvenliğinin yanı sıra çocuğun özerk ve fiziksel aktivitelerine imkân sağlayan alanların planlanması, çocuklara sunulan hizmetlerin sadece parklarla sınırlandırılmayarak çeşitlendirilmesi, çocukların yaşlarına uygun olarak birlikte vakit geçirebilecekleri ücretsiz sosyal alanların oluşturulması olmazsa olmazlar arasında. Bir diğer ayrıntı ise kültürel, sportif ve sanatsal faaliyetlere eşit erişim.

Tüm bunları başarabilmek ise ülkemiz için uzun bir macera ve bu maceraya çıkmak zorundayız. Bu maceraya çıkmazsak üzerine titrediğimiz çocuklarımızın gelecekte birer kayıp birey olmalarının önüne geçemeyeceğiz. Her ne kadar kişisel imkanlarımızla çocuklarımızın gelişimi için çalışsak ve kodlama da dahil tüm eğitimleri aldırsak da paylaşmayı bilen, sosyal dünyadan kopuk bireyler yetiştirmenin önüne geçemeyeceğiz. Neticesinde ise ülkesini sevmeyen, bulduğu en küçük fırsatta yurt dışına kaçıp yerleşmeyi isteyen mutsuz bireylerle yüz yüze geleceğiz. Sağlıksız ve mutsuz bir toplum olarak da küresel yarışta sonlarda gezinmek zorunda kalacağız. Özet olarak gelişmiş bir ülkenin ve gelişmiş bir toplumun yolu çocuklarımız için oluşturduğumuz mutlu bir dünyadan geçiyor. O yüzden Almanya'da eğitim görüp oranın vatandaşı olmak isteyen küçük kızımızı kimse suçlamasın. Önce biz ona ne veriyoruz diye kendimize soralım ve an önce elimizi taşın altına koyalım. Son noktada ise yeni seçilen belediye başkanlarına bu alanda çok büyük bir görev düşüyor. Çocuk dostu kentleri bir an önce inşa etme yolunda sivil toplumla birlikte harekete geçmeliler ve geleceğin seçmenleri için de çalışmalılar. 

Kentlerimizde çocuklar gibi şen olabilmek dileğiyle....

PDF Görüntüle