Blog
Endüstri 4.0'ın olmazsa olmazı: Ara Elemanlar

Senem Kılıç'ın kaleminden | Senem Kılıç, 07-Şub-2018 tarihinde paylaştı.

Endüstri 4.0'ın olmazsa olmazı: Ara Elemanlar

Nesnelerin interneti, büyük veri, yapay zeki, 3D yazıcılar gibi kavramlar son zamanlarda oldukça sık telaffuz edilmekte. Yakın gelecekte günlük hayatımızdaki nesnelerin bir çoğu internet aracılığıyla birbirine bağlanmış ve birbirleriyle iletişim halinde olacak. Arabalar sürücülerini tanımakla kalmayacak aynı zamanda sizin onu kullanmanıza gerek kalmadan istediğiniz yere götürecek. Üstelik bu esnada trafikteki diğer araçlarla da iletişim halinde olacaklar. Buzdolabınız sütünüzün bozulup bozulmadığını anlayacak ve markete siparişinizi geçecek. Fırınınız yemeğiniz piştiğinde kendiliğinden kapanacak ve yemeğin altını yakmak tarihe karışacak. Tüm bunları çoğaltarak örneklendirmek mümkün.

Günlük hayatın yanısıra üretimde de başlayan dijital hızlanarak artmakta. Akıllı fabrikalar kendi kendilerini organize ederken, müşterilerinin siparişleri doğrultusunda özel üretimleri kolaylıkla banddan çıkarıyor konuma gelecekler. Hatta gelmeye başladılar bile. Kısaca, artık akıllı üretim bir science fiction kurgusu değil, tamamen gerçek. Peki insanlara burada, özellikle üretim dünyasında nasıl bir rol düşecek? Birbirleriyle iletişim kuran makineler bozulduğunda kimler tarafından tamir edilecek, ya da daha tamire gerek kalmadan kimler bakım onarımını gerçekleştirecek? İşlerin yolunda gidip gitmediğini kontrol edecek ve makineler komutları kimden alacak?

Bugüne kadar Endüstri 4.0'ın mühendislik ve yazılım bölümüyle ilgili yazılan yazılarda ben de dahil, hep mühendislere ve yazılımıclara duyulacak ihtiyaçtan bahsettik. Ancak gözden kaçan bir ayrıntı var ki, belki de ileride üretim dünyasında en büyük sorunun yaşanmasına sebep olacak detay da o. Yetişmiş ara personel. Yani işin birebir pratiğinden sorumlu olan teknisyenler.

Maalesef ülkemizde bir gerçek var ki; hiçbirimiz ara personel olmak istemiyoruz. Aileler de çocuklarına ara personelliği bir türlü yakıştıramıyor ve herkes çocuğunu mühendis yapmak için uğraşıyor. Bu gayet doğal. Ancak yetişmiş ara personel eksikliği şimdiden ülkemizde büyük bir sorunken, dijital dönüşüm sonucunda ortaya çıkacak akıllı fabrikalarda çok daha büyük bir sorun olacak gibi duruyor. Çünkü geleceğin çalışanlarının, işçisinden teknisyenine, mühendisinden müdürüne dijital teknoloji hakkında bilgi sahibi olması kaçınılmaz bir zorunluluk. Peki biz Türkiye olarak bu personeli şimdiden yetiştirmeye başladık mı, yoksa ''Bir zora düşelim, o zaman bakarız'' mı diyoruz?

Biz Türkiye'de okul servis araçlarının mafyaların eline düşmesini ve TEOG sınavının geleceğini tartışa duralım, Endüstri 4.0'ın dinamo ülkesi Almanya sanayinin dijital dönüşümünde gerekli olan teknik personeli eğitmek için meslek okullarını faaliyete çoktan sokmaya başladı bile. Bir çok firma şimdiden azubi olarak adlanıdrılan meslek öğrencilerini temel eğitimlerinin ardından pratikte eğitmek için bünyelerine katıyor. Bu öğrencilerin ise bir çoğu meslek edindikleri iş yerlerinde teknik personel statüsünde kalacak ve Alman sanayisine kalifiyeli eleman olarak hizmet verecek.

Z KUŞAĞINI KULLANMAK

Meslek öğrencilerine verilen eğitimler ise oldukça çeşitli ve komplike. Çünkü Endüstri 4.0 tüm üretim dallarında ihtiyaca göre farklılık gösteriyor ve her birinin kendi içinde bir sistematiği mevcut. Mesela eğtimler arasında drone kullanarak fabrikaları kontrol etmekten, tablet aracılığıyla makineleri denetlemeye ve komut vermeye, akıllı ev sisemlerinden diğer alanlara bir çok bölüm var. Ancak bu eğitimlerde asıl amaçlanan öğrencilerin dijital dünya verilerini anlar ve yorumlar hale gelebilmeleri. Eğitimin aslolan gerçeğiise, dijital dünyayı tanımayan çalışanların gelecekte hiç bir şansının bulunmayışı.

90'lı yıllarda doğan Z kuşağı kendisinden önceki nesillere göre teknoloji ile çok daha içli dışlı ve yavaş yavaş iş dünyasında yerlerini almaya başladılar. Bu kuşağın teknoloji ile içli dışlı oluşu, hatta gündelik hayatlarının çoğu evresinin dijital dünya üzerinden ilerlemesi, öğrencilerin öğrenme ve öğretim etkinliklerini bu platformlara taşınmasını da giderek önem kazandırıyor. Kuşağın bu özelliği diğer bir yandan da eğitilerek iş gücü piyasasına hazır hale gelmelerinde büyük bir avantaj.

Avrupa Komisyonu’nun 2012 yılında yaptırdığı ve 2014 yılında yayımladığı “Uluslararası Bilgisayar ve Enformasyon Okuryazarlığı Anketi (International Computer and Information Literacy Survey-ICILS) araştırması dünyadaki bilgisayar ve enformasyon okuryazarlığı oranlarını gözler önüne serdi. 21 ülkeden 3300 okulda, 60 bin öğrenci üzerinde uygulananan ankete göre ülkemiz maalesef diplerde. Anketin amacı çocukların dijitalleşme sürecine ne kadar hazır olduklarını saptamak. Ankette veri işlemeye, bilgisayar okuryazarlığına ve buradan çözüm üretmeye, ilgili ülkelerin eğitim sistemlerinde ne kadar önem verildiğine bakıyor. 6 yüz puan üzerinden hesaplanan ankette 553 puan alan Çekli öğrenciler birinci sıradayken Türk öğrenciler ise sadece 361 puan alarak sonunculuğa yerleşiyor Ayrıca ankete katılan çocukalr bilgilerine göre 4'e ayrılıyor ve Türk çocuklarının yüzde 67'si en kötü grupta, yalnızca yüzde 1'i en iyi grupta yer alıyor. Tam bir ağlanacak durum. Araştırmanın üstünden geçen 5 yıl içinde de pek bir şey değişmemiş durumda.

Kısaca çocuklarımıza çağlarına göre düşünmeyi hiç ama hiç öğretememiş durumdayız. Çağına göre düşünme yetisini geliştiremeyen çocuklarımızın gelecekte büyük işler başarmasını ne kadar bekleyebiliriz peki?

KOLLARI SIVAYIP ATILIM YAPMA ZAMANI

İlk 3 endüstri dönemini ıskalamış ve teknolojik gelişmeleri hep arkadan takip etmiş bir ülke olarak, Endüstri 4.0’a ayak uydurmamızın tek yolu, teknolojiyi her alanda tasarlayacak, geliştirecek, üretecek ve üretilen teknolojiyi kullanabilecek insan gücünü eğitimden geçmektedir. Bilmenin yetmediği, bildiğini tartışan ve yeniden tanımlayan, değişen dünya ile birlikte bilginin de geliştiğini bilen bireyler, toplumları bir üst lige taşıyacak olanlardır. Bu yolda onların eli ayağı ise teknolojiye hakim olan, problemleri doğru yorumlayabilen ve müdahaleden çekinmeyen teknik personellerdir. Bir an önce, şimdiden ihtiyacını duymaya başladığımız dijital ara personelleri yetiştirmek için kolları sıvamalı ve atılımlarımızı yapmalıyız.

Bu işin olmazsa olmazı, mühendislik ve yazılım kısmına değinmeye zaten gerek yok. Çağımızın gereklerini öğretmedikten sonra TEOG olmaz başka bir sistem olur ama hiçbiri bir sonuca varmaz. Biz de gündelik tartışmalarla hem çocuklarımızın geleceğini karartmaya, hem de ülkemizi alt liglerde oynatmaya devam ederiz. Hayatında makinenin başına geçmemiş mühendisler yetiştirerek onları işsizliğe mahkum ederiz. Sonuç mu? Elbette ithal makine, ithal yazılım, ithal mühendis. Para kazanmak için de dünyanın en güzel dağlarını kazarak taş çıkarıp satmaya, doğal güzelliklerimizi harap etmeye devam ederiz.

PDF Görüntüle