Blog
Manav mı bilir, blockchain mi?

Senem Kılıç'ın kaleminden | Senem Kılıç, 09-Eyl-2019 tarihinde paylaştı.

Manav mı bilir, blockchain mi?

Eskiler anlatır, eğer siz de anlatmaya başladıysanız gençlere göre biraz eskimiş kategorisine de girebilirsiniz. Peki eskiler en çok ne anlatır? Özellikle de yemek sofrasına oturduğunuzda?

''Aaaah, ah!!! Nerede o eski domateslerin tadı, kavunun kokusu, üzümün şekeri, karpuzun kırmızısı....'' Anlatmaya bir başladıklarında ise o muhabbet bitmez. Nardan üzüme, kayısıdan eriğe, şeftaliden armuta, elmadan ayvaya, uzar da uzar iç çekmeler. Peki, gerçekten nerede o eski lezzetler? Ne oldu o pembe domateslere? Elbette insan sayısının artmasıyla birlikte kitlelerin beslenebilmesi için tarım da endüstrileşmeye başladı. Endüstrileşmeyle de birlikte daha hızlı ve daha çok ürün alabilmek amacıyla geliştirilen yeni tohumlarda tattan ve kokudan taviz verilmesi icap etti. Keşke etmeseydi. Zira o eski meyvelerin ve sebzelerin tadı hala benim de damağımda ve andıkça kokuları da burnumu sızlatır. Eskiyor muyuz, ne?

ALAN DA SATAN DA BİHABER

Endüstriyel tarımdan uzak durmak ve görece daha sağlıklı beslenmek isteyenler ise organik tarım ürünlerine yöneldi. Organik marketler, organik pazarlar derken organik kelimesi bir anda dilimize yerleşti ve kolay kolay da gideceğe benzemiyor. Artık ne alırsanız organik. Organik ürünlere rağbet o kadar çok arttı ki, sıradan bir domatesin kilo fiyatıyla sözde organik bir domatesin teki neredeyse aynı fiyat. Haliyle durum böyle olunca da insan sağlığını hiçe sayan uyanıklar da marketten aldıkları yumurtaları samana yatırıp, hafif de çamura beleyip en organiğinden köy yumurtası diye satmakta hiç bir sakınca görmüyor. Üstelik ''Durun sakın bu yumurtalara bir servet ödemeyin! Çünkü bunlar organik değil...” demiyor.

Kısaca organik diye alıyoruz ama ne olduğunu aslında biz değil, satanımız bile bilmiyor. Endüstriyel ürünlerde de durum farklı değil. Yediklerimize hangi kimyasal gübreler atıldı, hayvanlar hangi yemlerle hangi şartlarda beslendi, lojistiğinde neler gerçekleşti bihaberiz. Her ne kadar sağlık bakanlığı masamıza gelen markalarda hile yapan şirketleri düzenli periyotlarla açıklasa da şirketin isminden hareketle hangi ürünleri ürettiğini bulmamız neredeyse iğneyle kuyu kazmak kadar zor.Üstelik bu ifşa sadece ham maddeden ürüne dönüşe alanı kapsıyor ve yetiştirilme şartlarını içermiyor. Oysa gıda ürünlerinin sağlıksız kimyasallarla en çok etkileşime geçtiği alan tarlada bulunduğu zaman. İşler bu kadar çetrefilli olunca da hayatımıza organikle birlikte bir kavram daha girdi. Bu kavram ise gıda güvenliği. Yani soframıza gelen gıdanın ekiminden hasatına ve işlenmesinden lojistiğine kadar geçen sürede uğradığı işlemlerin tümünü kapsayan süreç.

ÖRNEKLERİ BAŞLADI

Bu süreci takip edebilmemiz mümkün mü? Elbette mümkün. Hatta Çin e-ticaret devi JD.com, et satışlarındaki tedarik sürecinin izlenebilmesi için Blockchain teknolojisini kullanmaya yakın zamanda başlayacağını açıklamıştı. JD, kullandıklarını bu teknoloji sayesinde, müşterilerin sipariş verdikleri et ürünlerini, yetiştiği çiftlikten kendilerine ulaşana kadar takip edebileceklerini söylemişti. Yeni sistemle müşteriler, etin nasıl yetiştiğini, hangi kesime tabii tutulduğunu ve hangi koşullarda taşındığını görebilecekler ve sofralarına gelen etin tüm evrelerinden haberdar olabilecekler.

JD’nin üst düzey teknoloji sorumlusu Chen Zhang yeni sistemleriyle ilgili ise şunları belirtmişti: “Çin’deki tüketiciler yalnızca kaliteli ithal ürünler istemiyorlar. Aynı zamanda bu ürünlerin nerden ve nasıl geldiğini de bilmek istiyorlar. Bizde Blockchain teknolojisiyle müşterilerimize bu iç rahatlığını sağlama imkanını sunuyoruz.”

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi yalnızca Çinliler değil, Türkler de, Almanlar da, Fransızlar da ürünlerin nerden, nasıl geldiğini bilmek istiyor.

IBM'DEN FOOD TRUST

JD’nin yanısıra Amerikalı perakende devi olan Walmart da geçtiğimiz 2017 yılında IBM ile ortaklık kurarak gıda ürünleri için Blockchain temelli bir platform üzerinde çalışmaya başladı. Platformun ismi IBM Food Trust. IBM'in resmi internet sitesinde ise platform şu şekilde tarf edilmekte: “Tarihte ilk defa, yiyeceğimiz hakkında her şeyi bilme gücümüz var. O zaman bu gücün ne yapabileceğini görelim.

Gıda tedarikçisinin her adımında görünürlük ve hesap verebilirliğini artıran, üretici, işveren, toptancı, distribütör, üretici, perakendeci ve diğer üreticilerin işbirliği ağı olan IBM Food Trust 'a hoş geldiniz. IBM Blockchain Platform tarafından desteklenen IBM Food Trust, katılımcıları doğrudan izinli, kalıcı ve paylaşımlı gıda kaynağı ayrıntıları, işleme verileri, gönderim ayrıntıları ve daha fazlası aracılığıyla birleştirir.''

KEŞKE KOKULARI DA SAKLAYABİLSEYDİK

Elbette iki Amerikan ve dünya devinin ortaklaşa hazırladığı bu platformu bir anda ülkemizde uygulamaya sokmak hiç de kolay değil. Hatta hala pazar kültürünün büyük bir yer tuttuğu tüketim dünyamızda oldukça sancılı. Ancak kendi sistemlerimizi oluşurarak binlerce şubesi bulunan yerel marketlerimizde uygulamaya sokmak da hiç de sıkıntı yaşamayız. Blockchainin doğası gereği herkes tarafından her an kontrol edilebilir ve geliştirilebilir olmasıyla da yalan bilgilerin giriş yapılmasının ve tüketicinin kandırılmasının önüne geçebiliriz.

Gördüğünüz gibi blockcahin hızla hayatımızın her alanına özellikle biz tüketiciler açısından pozitif anlamda giriyor ve yerleşiyor. 5 sene sonra manavınız ''Sıkıntı yok abla, domatesler hakiki köy domatesi.Yüzde yüz organik'' dediğinde ''Dur ben bi güvenli gıdadan bakayım'' diyerek herhangi bir platformdan rahatça kontrol etmeniz işten bile olmayacak. Haliyle her önüne gelen de rahat rahat yalan söylemeyecek. O günlerin hayalini kurarak şimdiden hepimize afiyet olsun. Ah keşke bir de o eski tatları blockchainde tutabilseydik de canımız çektiğinde en azından kokusunu alabilseydik. Maalesef dijital ortam her imkanı sunamıyor.


PDF Görüntüle