Blog
Sürdürülebilir şirketler için sürdürülebilir doğa

Senem Kılıç'ın kaleminden | Senem Kılıç, 24-Eyl-2019 tarihinde paylaştı.

Sürdürülebilir şirketler için sürdürülebilir doğa


Kuruyan göller, akmayan dereler, kirlenen yer altı suları, verimsizleşen toprak, kalitesiz hava ve kaybettiğimiz ormanlarımız. Üstüne bir de küresel ısınma eklendiğinde insanlığın kazanma hırsı uğruna aslında tek evini kaybettiğini izliyoruz. Sınırlı kaynaklarımızı hoyratça kullanmaya devam edersek de elimizde bir gün hiç bir şeyin kalmadığına tanık olacağız.


Peki insanlık olarak binlerce yıldır süren doğayla olan savaşımızı tam kazandık derken aslında kayıp mı ettik?


Günümüzde karşı karşıya kaldığımız çevre sorunları göz önünde tutulduğunda, doğayla olan ilişkimizi sil baştan gözden geçirmemiz zorunlu. Endüstri Devrimiyle başlayan yoğun sanayileşme, kentleşme ve nüfus yoğunluklarıdaki artış, doğanın taşıyabileceği sınırları çoktan aşmış durumda. Bir çok canlı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Diğer canlıların yüz yüze kaldığı sonucun insanlığın başına da gelmesi artık bir distopya değil. Bu yüzden de bu sorun, tek tek ülkelerin değil, bütün ülkelerin, en başta da sanayileşmiş ülkelerin bir sorunu olarak karşımıza çıkıyor.


Yapılan araştırmalar gelişmiş ülkelerdeki insanların en fazla kaygı duyduğu konuların başında doğal kaynaklarımızı kaybetmemiz ve kürsel ısınmanın geldiğini gösteriyor. Ülkemizde yapılan araştırmaları incelediğimizde de Türk insanının eskisine oranla bu konulara çok daha hassas olduğunu görüyoruz. Tüm bu gelişmeler ise şirketleri zorunlu olarak sürdürülebilirlik politikalarını gözden geçirmeye yönlendiriyor. Çünkü sürdürülebilirliğe önem vermeyen firmaların dünyaya verdikleri zarar ve kaynakları tüketmeleri bir yana tüketici gözündeki değerleri kaybolması bir yana,de kayboluyor. İşin özünü söylemek gerekirse; şirketler için dünyanın kaynaklarını sürdürülebilir şekilde kullanarak kendi sürdürülebilirliklerinin sağlamanın yanında tüketici gözündeki algılarını koruyabilmeleri de sürdürülebilirlik politikalarından geçiyor. Elbette günümüz iş dünyasının yanında sürdürülebilirliğin karşısında kıt doğal kaynaklar, zayıf finansal piyasalar, sınırlı yerel satın alma gücü ve nitelikli yetenek eksikliği gibi ciddi sorunlar bulunuyor. Şirketlerin, bu sorunları aşmasının yolu ise Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile uyumlu ve vizyoner bir bakış açısıyla geliştirilmiş sürdürülebilir iş modellerine geçmeleri.


Peki kurumsal sürdürülebilirlik nedir? Sürdürülebilir İş Ödülleri'nin internet sayfasında yer alan tanımıyla, şirketlerde uzun vadeli değer yaratmak amacıyla, ekonomik, çevresel ve sosyal faktörlerin kurumsal yönetim ilkeleri ile birlikte şirket faaliyetlerinde ve karar mekanizmalarında dikkate alınması ve bu faktörlerle bağlantılı risklerin etkin bir biçimde yönetilmesi olarak açıklayabiliriz.


Şirketler gerçek başarıya, sürdürülebilirlik uygulamalarını bir yük olarak değil, tüm paydaşların yararlandığı kaynak, uzmanlık, fırsat ve yenilikler bütünü olarak önemsediklerinde ulaşabilirler. Aslında sürdürülebilirlik şirketleri de kapsayan toplumsal bir hareket. Bu yüzden de sürdürülebilirlik şirket politikalarında daha kapsayıcı toplumsal bir mutabakatı içermektedir. Kısaca bir devlet politikası olması zorunludur.

Konuyu dağıtmadan, ülkemizdeki şirketlerin sürdürülebilirlik politikalarına göz attığımızda; geçmişe oranla çok daha iyi durumda olmamıza rağmen hala kat etmemiz gereken büyük bir mesafe olduğu aşikar. Ülkemiz şirketlerinin bu noktada düştüğü en büyük hata, doğaya verdikleri zararı belli bölgelerde ağaçlandırma yaparak telafi ettiklerini düşünmeleri. Oysa sürdürülebilirlik bir yeri yıkarken diğer tarafı yapmak değil, bir yerde üretim yaparken minimum zarar vermenin yollarını bulmak ve bunu şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmaktır. Ülkemizdeki en büyük sorun da verilen zararın asla ve asla paylaşılmak istenmemesi ve üstünü örtmek için sürdürülebilirlik politikaları üretmekten çok daha uğraş verilmesi.


Elbette güzel örnekler de yok değil. Son dönemlerde faaliyetlerinin ekonomik boyutunun yanı sıra çevresel ve sosyal boyutunu yaygın olarak kamuoyu ile paylaşmayı bir politika haline getiren pek çok şirket mevcut. Halka açık şirketlerin dünya genelinde %70’i kurumsal sorumluluk alanında raporlama yaparken, Global Fortune 250 listesine giren ve 34 değişik ülkede yerleşik çok uluslu şirketlerin %95’inin çalışan hakları, çevre ve paydaş ilişkilerinde gerçekleştirdikleri faaliyetleri ve sonuçlarını, yıllık finansal raporlarıyla birlikte yayınlamaları önemli. Çok uluslu şirketler kurumsal sorumluluk uygulamalarını yerel ağlara taşımaları ve böylece bu şirketlerle ilişkili olan diğer paydaşlarda da sosyal sorumluluk kültürünün oluşmasına katkıda bulunmaları da dünyanın geleceği açısından diğer önemli bir gelişme. Her ne kadar hala büyük sorunlar ve ihlaller yaşansa da git gide artan toplum baskısı şirketlerin politikalarını yeniden gözden geçirmeye zorlamakta ve olumlu adımlar atmalarını sağlamakta.


Ülkemizden sürdürülebilirlikle ilgili örnek verecek olursak, benim de takdir ettiğim örneklerden biri TÜPRAŞ'ın hayata geçirdiği Belediye Kentsel Atık Sularının Sanayide Proses Suyu Olarak Kullanılmak Üzere Geri Kazanımı Projesi. Yine SÜTAŞ'ın “Çiftlikten Sofralara” Değer Zinciri Atık Yönetim Modeli de örnek projelerden. Elbette bu projeleri çoğaltmak mümkün.


Özet olarak sürdürülebilirlik politikalarını geliştirerek hayata geçirmek artık bir lüks değil, acil zorunluluk. Bizim de bir an evvel toplumsal baskıyı artırarak hem yerel firmalarımızı hem de ülkemizdeki küresel şirketleri daha aktif ve sonuç alıcı politikalar üretmeye zorlamamız gerekiyor. Aksi takdirde ne ekonomimiz ne de doğamız sürdürülebilir olmaktan kısa bir süre içinde çıkacak. 

PDF Görüntüle