Blog
Zanaatı sanata çevirelim, yarıştan kopmayalım

Senem Kılıç'ın kaleminden | Senem Kılıç, 17-Oca-2018 tarihinde paylaştı.

Zanaatı sanata çevirelim, yarıştan kopmayalım

Yazıma ilk olarak TÜİK'in yayınladığı bir araştırmanın istatistiğiyle başlamak istiyorum. İstatistiğe göre 2006 yılından bu yana ünivesite mezunu yoksul sayısı 26 binden 150 bine çıkmış durumda. Yani tam 6 katı artmış. Bu da bize artık ülkemizde üniversite mezunu olmanın yoksulluktan kurtulmanın çaresi olmadığını ve bir yerlerde büyük yanlış yaptığımızı ispatlıyor. Elbette bunun bir çok nedeni var. Çok sayıda açılan üniversite, ihtiyaç duyulmayan mesleklerden mezun olan binlerce genç ve ülke olarak bu insanlarımıza iş sahası açamamamız başlıca nedenler. Peki bu durumdan kurtulmak için ne yapmamız gerekiyor? Elbette çalışmak ve üretmek. Bilime ve teknolojiye öncelik vermek ve gençlerimizi bu yönde eğitmek. Bir de bu üretimi tasarımla birleştirerek farklı olanı ortaya çıkarmak. Kısaca çalışmanın ve üretmenin içine sanatı katmak. 

Dünya tarihine baktığımızda teknik alanda gelişme sağlayan ülkelerin diğer ülkelere zaman içinde nasıl fark attıklarına şahit oluyoruz. Diğer bir ayrıntı ise teknik alanda gelişmeyi sağlayan ülkelerin güzel sanatlar alanında da diğer ülkelerden çok daha önde olmasıdır. Günümüz dünyasında ülkeler ve bölgeler arası uçurumun en büyük nedeni de, gelişmiş ülkelerin teknolojik alanda sağladıkları başarı ve bunun kendilerine olan pozitif dönüşü. Teknoloji kendisine yön verenleri şimdiden diğer rakiplerine oranla çok ilerilere taşımış durumda. Bu ülkeler arasında sanat arenasında da büyük bir çekişme mevcut.
Her ne kadar gecikmiş olsa da ülkemizde de Endüstri 4.0 rüzgarı esiyor. Dev şirketler pazarda ayakta kalabilmek ve rekabet gücünü koruyabilmek adına Endüstri 4.0'a yatırım yapıyor. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde dönüşümünü tamamlayanlar ise çoktan avantajlarını yaşamaya başladı bile. Ancak genel tabloya baktığımızda sanatsal alanlarda herhangi bir atılım yapmadığımız ve geleceği tasarlayacak gençlerimize bu yönde kendilerini geliştirmelerine imkan tanımadığımızı görüyoruz. Tüm ürünlerin birbirine benzediği seri üretim dünyasında tasarımın ve küçük ayrıntıların önemi her geçen gün daha da artarken bu alanı boş bırakmamız mümkün değil. Üstelik zanaatını sanatına çeviren bir üretim anlayışından gelen bu topraklarda. 
Elbette burada Endüstri 4.0'ı uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ancak şunu belirtmeden geçmemek gerek ki; hızın her şey olduğu, herkesin zamana karşı yarıştığı günümüz dünyasında dijitalleşen dünyanın sanayisi Endüstri 4.0, şirketlere ihtiyaç duydukları hızı fazlasıyla sağlıyor. Birbiri ile konuşan cihazlar konuşmalarını iki insandan çok daha hızlı tamamlıyor ve tartışmaya mahal vermeyecek şekilde neticeye ulaşıyor. Bu ise iş hayatının ve üretimin önümüzdeki yıllarda tamamen dijitalleşeceğinin kanıtı. Bugün insan eli ile yapılan birçok işin bilgisayarlara veya bu iş için geliştirilmiş cihazlara emanet edilmesine çok az kaldı. Bizim ise bu az zamanda hem teknik altyapımızı sağlam temellere oturtmamız hem de geleceğin tasarımcılarını dünyayla yarışabilecek donanımda yetiştirmemiz gerekiyor.
2.3 MİLYON ÜNİTE ROBOT, 50 MİLYAR CİHAZ
İçinde bulunduğumuz 2018 yılında sanayide 2.3 milyon ünite robot kullanılması ve 2020 yılında yaklaşık 50 milyar cihazın birbiriyle iletişim halinde olacağı tahmin ediliyor. Özellikle robotik alanındaki gelişmelerin üretim sektöründe akıllı üretim sistemlerinin oluşumunu tetiklediği belirtiliyor. Akıllı üretim sistemleri ile müşteri tercihlerine ve ihtiyaçlarına daha fazla ve hızlı cevap veren özelleşmiş, akıllı üretim, iyileştirilmiş üretim kalitesi, daha az hata ile üretim, daha az israf, yerelleşen imalat süreçleri, yenilik süreçlerinin hızlanması ve daha az kaynak kullanımı hedefleniyor. Başta akıllı fabrikalar olmak üzere üretim sanayiindeki değer zincirlerinin duruma özel çözümler, esneklik, verimlilik ve maliyet açısından optimize edilmesini ifade eden “dördüncü” sanayi devrimi olarak tanımlanan Sanayi 4.0’ın da temelini oluşturuyor. Endüstri 4.0’ı tek başına akıllı üretim ile sınırlı tutamayız. Üretimi etkileyen ve üretim yönetimini tetikleyen tüm çevresel unsur ve süreçlerin de bu kapsamda yenilenmesi ve akıllı hale getirilmesi gerekiyor. Tüm bu teknolojik gelişimlerin ve üretim elemanlarının arasında insanın nasıl yer bulacağı ise apayrı bir soru. 

AKILLI ÜRETİM EKONOMİSİ

Endüstri 4.0 aynı zamanda dijital dönüşüm dinamiklerinden yola çıkarak geleceğin akıllı üretim ekonomisini doğuruyor. Akıllı üretim sistemlerinin, akıllı şehir, ev, lojistik, şebeke, cihaz unsurlarının sosyal ağlar ve e-ticaret ağlarıyla birleşmesi sonucu veriler, hizmetler, nesneler ve bireylerin internet ortamını kullanarak kuracağı ekosistemdeki ağın önümüzdeki çeyrek asırda küresel ticaret hacminin yaklaşık yüzde 46’sını etkileyeceği öngörülüyor. Endüstri 4.0 ile oluşacak ekonomi ve yaratılacak rekabet avantajı sayesinde ise önümüzdeki yıllarda sanayi üretiminde yaklaşık yüzde 3’lük bir artış beklenmekte. Endüstri 4.0 teknolojilerinin üretim sürecine dâhil edilmesi için önümüzdeki 10 yılda, üreticilerin gelirlerinin yaklaşık yüzde 1 ila 1,5’una karşılık gelen kısmını bu yatırıma aktarması gerekiyor. Geleceğin dünyasında küresel rekabette önde olmak isteyen işletmeler organizasyonu Endüstri 4.0'a uyumlu kurmak zorunda. Bu işi ise; üretim ve dağıtım süreçlerinde çalışacak akıllı robotlar, Ar-Ge, satış pazarlama ve yönetim süreçlerinde kullanılacak yapay zeka sistemleri ile bunların dış dünyayla bilgi alışverişlerini sağlayacak internet nesneleri ve tüm bu akıllı sistemlerin hep birlikte uyumla çalışmasını sağlayacak becerilere sahip tasarımcı, yazılımcı ve uygulayıcı uzmanlardan oluşan bir ekip ile başarmak zorunda.  “Dördüncü Endüstri Devrimi” olarak nitelenen bu dönüşüm dünya ile rekabette Türkiye için de hayati önem taşıyor.

Peki Türkiye olarak biz Endüstri 4.0'ın ne kadar önemini kavramış durumdayız? 

Bu sorunun en iyi cevabını veren kişi Siemens Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Ali Rıza Ersoy. Ersoy verdiği bir röportajda bu soruyu şu şekilde yanıtlıyor: “Tabi ki henüz hazır değiliz. Şu anda kavramsal tartışmalar bazındayız ve yolun çok başındayız. Ama gecikmiş değiliz. 2. ve 3.’yü kaçırdık. Ama eminim bunu kaçırmayacağız. Şu anda Türkiye’nin 2 ile 3 arasında olduğunu söyleyebilirim. İyi başladık, kesinlikle kaçırmayacağız.”

Ersoy'un da dediği gibi tarihteki endüstri devrimlerini kaçırarak yarışta geri sıralarda kalan Türkiye henüz ara aşamada bir yerlerde kendine yer bulmaya çalışıyor. Endüstri 3'e tam olarak geçemediği için 4'e adım atmakta da belli sıkıntılar yaşayacağı muhakkak. Bu yüzden çok çalışması ve elini çabuk tutması gerekiyor. Çünkü gelişmiş ülkelerin önemli yatırımlar yapmaya başladığı Endüstri 4.0'ı da ıskalarsak, uzun bir süre daha çok emek isteyen, az kazandıran ve doğada büyük tahribatlara yol açan üretime devam etmek zorunda kalacağız. Teknoloji satın alarak ürettiği emek yoğun ürünleri ucuza satmak zorunda kalan “Gelişmekte Olan Ülkeler” sınıfında yer almayı sürdürerek hızla kendini yenileyen ve süratine sürat katan dünyada gitgide hantallaşacak ve rekabetten uzaklaşacağız.

Şimdi gelelim Endüstri 4.0 ile ülkemizin neler kazanacağına: 

Türkiye açısından Endüstri 4.0 yaklaşımı, üretim ekonomisinde rekabet gücü, sürdürülebilirlik katma değeri yüksek ürün ve hizmet üretmek anlamına geliyor. Türkiye’deki üretim sektörlerinin verimlilik artışının yüzde 4-7 arasında olacağı tahmin ediliyor. Endüstri 4.0 çevresinde oluşacak ekonomi yoluyla kazanılacak rekabet avantajının, sanayi üretiminde yıllık yaklaşık yüzde 3’e kadar ulaşabilecek bir artışı sağlaması bekleniyor.


Konuyla ilgili TÜSİAD'ın 2016 yılında yayınladığı “Türkiye'nin Küresel Rekabetçiği İçin Bir Gereklilik Olarak Sanayi 4.0-Gelişmekte Olan Sanayi Perspektifi” raporu'nda Endüstri 4.0 alanında ülke olarak doğru atılımları yapabildiğimiz takdirde 4 önemli kategoride gelişme kaydedeceğimizi belirtiyor:  Şimdi o rapordaki 4 maddeyi açalım:

Verimlilik: Endüstri 4.0, yani Sanayi 4.0’ın başarılı bir şekilde uygulandığı durumda, günümüz ekonomik büyüklüğünde, Türkiye’deki üretim sektörlerinin verimliliğinde 50 milyar TL’ye varabilecek bir fayda kaydedilmesi potansiyeli mevcut. Bu analizin temeli, toplam üretim maliyeti göz önüne alındığında, verimlilikteki artışın % 4-7 arasında olacağı beklentisine dayanmakta. Sadece dönüşüm maliyeti (malzeme maliyetleri hariç üretim maliyeti) değerlendirildiğinde, verimlilik artışının % 5-15 arasında olması bekleniyor. 

Büyüme: Küresel değer zincirlerine entegrasyon ve Sanayi 4.0 çevresinde oluşacak ekonomi yoluyla kazanılacak rekabet avantajının, sanayi üretiminde yıllık yaklaşık % 3’e kadar ulaşabilecek bir artışı tetiklemesi öngörülüyor. Bu büyüme Türkiye GSYİH’sinde % 1 ve üzeri bir ek büyüme ve 150-200 milyar TL düzeyinde ek gelir anlamına gelmekte. 

Yatırım: Sanayi 4.0 teknolojilerinin üretim sürecine dahil edilmesi için önümüzdeki 10 yıllık süreçte –günümüz fiyatları ve ekonomik büyüklüğü baz alındığında- yılda yaklaşık 10-15 milyar TL (üreticilerin gelirlerinin yaklaşık %1- 1,5’i) yatırım yapılması gerektiği tahmin ediliyor. 

İstihdam: Büyüme hedeflerinin de gerçekleşeceği varsayımıyla, toplam sanayide istihdam edilen iş gücü ihtiyacının artacağı ve daha da önemlisi çok daha nitelikli, eğitim ve gelir düzeyi yüksek bir iş gücü yapısının oluşacağı öngörülüyor. Bu bağlamda önümüzdeki on yılda, istihdamda yetkinlik düzeyi düşük işlerde iş gücünün azalması olası olmakla birlikte, sanayi üretiminin artması ile toplamda mutlak bir artış yaşanması bekleniyor. Aynı zamanda, yüksek nitelikli işgücü yapısı ile gelir piramidinin ve Türkiye “know-how” altyapısının gelişeceği değerlendiriliyor.

Tüm bunları gerçekleştirmemizin tek yolu ise aklı hür, vicdanı hür nesilleri yetiştirmek ve küresel rekabete hazırlamaktan geçmekte. Aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmenin başlıca kuralı ise düşünmeyi, sorgulamayı ve yıkıp yeniden inşa etmeyi içselleştirmek. Bu ise ancak sanatla ve felsefeyle mümkün. 

https://hbrturkiye.com/blog/zanaati-sanata-cevirelim-yaristan-kopmayalim

PDF Görüntüle